
Her ne kadar savaşların sürdüğü bir dünyada kutluyorsak ta bugünü; benim hala umudum var, tıpkı Can Dündar gibi...
Biliyor musunuz yakında barış gelecekmiş... Geçenlerde çok sağlam bir yerden duydum: Kesin geliyormuş... Hem de çok yakında... Hem de öyle gür, öylesine verimli gelecekmiş ki... önündeki bütün setleri yıkıp parçalarcasına...
...yıllarca hasretle beklenmiş bir sevgili gibi gelecekmiş...kurak topraklar üstüne aniden yağıveren bereketli bir yağmur gibi... hesapsız, kitapsız yalansız dolansız ve çırılçıplak, doludizgin kuşatacakmış hayatımızı...
Savaşın hırçın dalgalarıyla keskinleşmiş, katılaşmış, nasırlaşmış dokularımıza şefkatle sızacakmış sevda köpükleriyle... yaralarımıza tuz basacakmış... saracakmış bizi, huzur dolu bir yavuklu kucağı gibi...
Onca savaş tamtamcısına, bunca kelle avcısına, televizyon habercisine, köşe yazarına, paralı askere, şerefli tetikçiye, gözünü kan bürümüş silah tacirine, azrail avukatına rağmen ve onlara inat geliverecekmiş barış...
Ne yapsalar, ne yazsalar engelleyemeyeceklermiş...
Öylesine güçlüymüş bu kez...
***
Dediler ki, silahlılar da istiyormuş bu kez...
Dağdakiler de yorulmuş savaşmaktan, kan dökmekten... barış için fırsat kolluyorlarmış...
Savaşın kirli maskesi düşürüldükçe, barış diyen diller daha bir güçlü gürler oldu diyorlar.
Kavgayla kül ettiğimiz 15 yılın yaralarını saracakmış barış,
Savaş bütçelerinden bebelere süt, çocuklara kitap, yersiz yurtsuzlara yatak, kimsesizlere korunak yapılacakmış.
Artık gencecik bedenler ölüme davul zurna uğurlanıp, bayrak bayrak tabutlar halinde dönmeyeceklermiş vatanlarına... Dağdakilerin dizi dizi cesetleri sergilenmeyecekmiş her gece ölüm bültenlerinde...
barışın şarkısı söylenedursun, filmi çekilecekmiş savaşın, ağıdı yakılacakmış...
Savaş mahkemeleri, hesabını soracakmış ekilen kin tohumlarının...
Savaş Derneği yöneticileri yargılanacakmış barış gönüllülerinin eski sandalyelerinde...
***
Güneşli bir ormandan yayılan kesif bir kekik kokusu gibi başımızı döndürerek gelecekmiş barış... öyle işveli, öylesine davetkâr...
Akşam haberlerinin başına korkuyla, oturmalar bitecekmiş artık... sabah gazeteleri kâbus olmaktan çıkacakmış...
barışın borusu ötecekmiş dört bir yanında memleketin...
Artık ne dağlarında bomba ülkemin, ne köyünde yangın...
Savaş; çetelerini, silahlarını, provakatörlerini, işbirlikçilerini, gazetecilerini toplayıp çekip gidecekmiş hayatımızdan bir daha dönmemecesine...
Uzun sürmüş bir yakarış gibi sarmalayacakmış bizi barış...
Bir gülümsemeye hasret çocuk gözlerinin hayrına; savaş yetimlerinden, gözaltı kayıplarından, terkedilmiş mayınlardan, kesilmiş kulaklardan, şehitlerin ve gazilerin acılarından yeni bir ülke kurulacakmış "acıyı tanıyan, sevdayı arayan..."
* * *
Şaka değil, çok sağlam yerden duydum diyorum...
"Bu kış gelecek" diyorlar...
Bahara kalmaz çiçekleri patlarmış barış dallarının...
Meydan meydan, sokak sokak, dirhem dirhem girecekmiş hayatımıza...
Af çıkacakmış kaosun mahkumlarına... çocuklar yarından umutlu, analar ölüme uzak... dağlar salkım saçak ağaç, köyler buram buram umut olacakmış...
barış adlı çocuklar doğacakmış... adları umut, ışık, yarın olan çocuklar...
Ülkeye barış gelecekmiş dostlar...hiç gelmediği kadar gür... alabildiğine özgür....hasretle beklenmiş bir yavuklu gibi ansızın çırılçıplak çıkıp geliverecekmiş barış...
* * *
Bir kez görüversek semalarda kardeşliğin işaret fişeğini, gökkuşağı renklerinden gelecek hayalleri boyayacağız kendimize... çocuklarımız ve torunlarımız için...
"barışı, berbat bir savaşın elinden aldık, başardık" diyeceğiz göğsümüzü gere gere...
Silahları gömeceğiz toprağın bağrına, bir daha çıkarmamacasına...
Ne bir kara bulut göklerimizde, ne bir kara gölge alnımızda....güzel günler göreceğiz, çoktandır özlediğimiz...
Adım gibi biliyorum... "çok sağlam bir kaynaktan duydum" diyorum...barış gelecek yakında...
Beyaz bir kuşun gagasında... zeytin dallarında...
CAN DÜNDAR
|